Bir kedi gördük sanki...

12 Kasım Salı akşamı Çırağan Sarayı’nda gerçekleşen; medya, yaratıcılık ve dijital kategorilerinde 2013’ün en iyilerinin ödüllendirildiği Mediacat Felis Ödülleri’nde Danino Activia, Burger King, Odeabank ve Pirelli için hazırladığımız işlerle basın d...

Devamını oku

Kapat

Bir kedi gördük sanki...

12 Kasım Salı akşamı Çırağan Sarayı’nda gerçekleşen; medya, yaratıcılık ve dijital kategorilerinde 2013’ün en iyilerinin ödüllendirildiği Mediacat Felis Ödülleri’nde Danino Activia, Burger King, Odeabank ve Pirelli için hazırladığımız işlerle basın dalında 4 kategori birinciliği ve 2 başarı ödülü kazandık.

Emeği geçen herkesin eline sağlık diyerek daha nice birincilikler diliyoruz!

Elma dediler, çıktık.

Bu yıl 25.’si düzenlenen ve dört günlük festivale dönüştürülen Kristal Elma Yaratıcılık Festivali’nden 4 Kristal Elma’yla döndük. Arçelik Fashionline Saç Şekillendiricisi yaratıcı çalışmamız Açıkhava Dalı’nda En İyi Dayanıklı Tüketim, Danone Activia...

Devamını oku

Kapat

Elma dediler, çıktık.

Bu yıl 25.’si düzenlenen ve dört günlük festivale dönüştürülen Kristal Elma Yaratıcılık Festivali’nden 4 Kristal Elma’yla döndük. Arçelik Fashionline Saç Şekillendiricisi yaratıcı çalışmamız Açıkhava Dalı’nda En İyi Dayanıklı Tüketim, Danone Activia Tavuk ve Koyun yaratıcı çalışmalarımız Basın Dalı’nda En İyi Gıda ve Danone Activia Tavuk yaratıcı çalışmamız Uygulamada Mükemmellik Dalı’nda En İyi İllüstrasyon Kristal Elma Ödülleri’ne layık görüldü.

Emeği geçen herkese teşekkür ederiz. 

Engelleri ortadan kaldıran proje

İnternette güzel ve anlamlı bir proje dikkatimizi çekti. Her ne kadar birçok kişi için nesneleri gözlerinde canlandırmak bir problem  olmasa da, doğuştan görme engeli olanlar için daha önce görmedikleri bir nesneyi hayal etmeleri oldukça zor. Bu prob...

Devamını oku

Kapat

Engelleri ortadan kaldıran proje

İnternette güzel ve anlamlı bir proje dikkatimizi çekti. Her ne kadar birçok kişi için nesneleri gözlerinde canlandırmak bir problem  olmasa da, doğuştan görme engeli olanlar için daha önce görmedikleri bir nesneyi hayal etmeleri oldukça zor. Bu problemi çözmek içinse Yahoo! Japonya, Hands on Search projesini geliştirmiş. Hands on Search, sesle arama yapıldığında aratılan nesneyi 3 boyutlu olarak basabilen bir kiosk. Kiosk bu sayede, doğuştan görme engeli olanların nesneleri hayal etmelerini ve kelimeler ile nesnelerin arasındaki ilişkiyi daha rahat kurmalarını kolaylaştırıyor. Kiosk’un çalışma prensibi ise şöyle;

- Arama butonuna basarak önce merak edilen nesnenin ismi söyleniyor

- Eğer aratılan nesne veritabanında mevcut ise, 3 boyutlu yazıcı anında o nesneyi basmaya başlıyor ve gerçekten dokunularak hissedilebiecek bir çıktı veriyor

- Eğer o nesne veri tabanında mevcut değilse, Yahoo! anında o nesnenin 3 boyutlu planlarını bulmak için sitesinde ilan vererek veritabanına eklemek adına ilk girişimi gerçekleştiriyor

Bu daha başlangıç...

Açıkhava Reklamcıları Vakfı Arvak’ın ilk kez düzenlediği, açıkhavayı doğru, etkili ve yaratıcı biçimde kullanan çalışmaların ödüllendirildiği A Awards Açıkhava Reklamları Yarışması ödül töreni 9 Eylül Pazartesi günü Rahmi Koç Müzesi’nde yapıldı. Youn...

Devamını oku

Kapat

Bu daha başlangıç...

Açıkhava Reklamcıları Vakfı Arvak’ın ilk kez düzenlediği, açıkhavayı doğru, etkili ve yaratıcı biçimde kullanan çalışmaların ödüllendirildiği A Awards Açıkhava Reklamları Yarışması ödül töreni 9 Eylül Pazartesi günü Rahmi Koç Müzesi’nde yapıldı. Young & Rubicam üç işle katıldığı yarışmadan Arçelik ve Burger King işleriyle birincilik, Opel Cascada işiyle ikincilik ödülü kazanıp üçte üç yaptı.

Ödül alan ekibin ödül töreninden sonra ajansa dönüp sabahın ilk ışıklarına kadar çalışmaları da gözlerimizi yaşarttı. Eee ödül kolay kazanılmıyor : )

Emeği geçen herkese teşekkürler.

Y&R İstanbul ve Teamred’e 4 Effie!

Effie 2013 ödül töreninden 4 ödülle döndük. Y&R İstanbul olarak; Temel Gıda Maddeleri kategorisinde Tikveşli “Efsane Lezzet” kampanyasıyla Bronz Effie, Perakende kategorisinde Markafoni “Markafonik Aşk” kampanyasıyla Bronz Effie ve Dayanıklı Eşy...

Devamını oku

Kapat

Y&R İstanbul ve Teamred’e 4 Effie!

Effie 2013 ödül töreninden 4 ödülle döndük.

Y&R İstanbul olarak; Temel Gıda Maddeleri kategorisinde Tikveşli “Efsane Lezzet” kampanyasıyla Bronz Effie, Perakende kategorisinde Markafoni “Markafonik Aşk” kampanyasıyla Bronz Effie ve Dayanıklı Eşya kategorisinde Arçelik Relansman kampanyasıyla Gümüş Effie kazandık.

Teamred olarak da; Bilgi Teknolojileri kategorisinde Vodafone “Her Şeyin Bir Kolayı Var” kampanyasıyla Bronz Effie aldık.

Eskişehir’den bir Bediz geçti

Bediz Eker 16 Mart Cumartesi günü, Stratejik Planlama departmanımızı temsilen Anadolu Üniversitesi Reklamcılık Bölümü’nün konuğu oldu. Cannes Lions ve Kristal Elma’da ödül alan işleri kategori bazında karşılaştırarak Türk ve dünya reklamcılığındaki y...

Devamını oku

Kapat

Eskişehir’den bir Bediz geçti

Bediz Eker 16 Mart Cumartesi günü, Stratejik Planlama departmanımızı temsilen Anadolu Üniversitesi Reklamcılık Bölümü’nün konuğu oldu. Cannes Lions ve Kristal Elma’da ödül alan işleri kategori bazında karşılaştırarak Türk ve dünya reklamcılığındaki yaklaşımlara değinen Bediz, Eskişehir’den elmayı ısırarak ayrıldı.

Yenilendik ;)

Yenilik, değişiklik her zaman iyidir, bünyeye iyi gelir. Hele ki reklamcıysanız ve hayatınızın büyük bir bölümü ajansta geçiyorsa rahat edebileceğiniz, keyifli bir ortamda çalışmak gibisi yoktur. Bizim için de artık Bomonti’ye gelmek çok daha keyif...

Devamını oku

Kapat

Yenilendik ;)

Yenilik, değişiklik her zaman iyidir, bünyeye iyi gelir.

Hele ki reklamcıysanız ve hayatınızın büyük bir bölümü ajansta geçiyorsa rahat edebileceğiniz, keyifli bir ortamda çalışmak gibisi yoktur.

Bizim için de artık Bomonti’ye gelmek çok daha keyifli bir hale geldi.

Kasım’dan bu yana Y&R İstanbul’da hummalı bir çalışma vardı ve bugün itibariyle yenilenen ofisimizde işe başladık.

Lounge alanlarından sinema salonuna, toplantı odalarından masalarımızda bizi karşılayan ve hepimiz için ayrı ayrı yazılmış kartlarla hazırlanmış kaktüslere kadar her şey çok ince düşünülmüş.

Emeği geçen herkesin ellerine sağlık : )

Nivea’dan stres testi : )

Nivea’nın son viral kampanyası. Havalanında beklerken birden bire fotoğrafınızı gazete ve televizyonda görüyorsunuz. Artık siz ülkenin en çok aranan kişiler listesindesiniz. İzlerken bile bir çok insanı strese sokan ve sinirlenmesine yol açan  viral,...

Devamını oku

Kapat

Nivea’dan stres testi : )

Nivea’nın son viral kampanyası. Havalanında beklerken birden bire fotoğrafınızı gazete ve televizyonda görüyorsunuz. Artık siz ülkenin en çok aranan kişiler listesindesiniz. İzlerken bile bir çok insanı strese sokan ve sinirlenmesine yol açan  viral, kurgu anlamında son zamanlarda izlediğimiz en iyi virallerden biri.  Kampanya lansmanı için bir de interaktif video hazırlamışlar.

Harlem Shake

Şu aralar interneti kasıp kavuran yeni bir viral trend var: Harlem Shake. Haber merkezlerinden global şirket ofislerine, üniversitelerden askeri birliklere herkes kendi Harlem Shake versiyonunu yapıyor. 18 Şubat 2013’te trendin geldiği son nokta: Art...

Devamını oku

Kapat

Harlem Shake

Şu aralar interneti kasıp kavuran yeni bir viral trend var: Harlem Shake. Haber merkezlerinden global şirket ofislerine, üniversitelerden askeri birliklere herkes kendi Harlem Shake versiyonunu yapıyor. 18 Şubat 2013’te trendin geldiği son nokta: Artık köpekli bir Harlem Shake videosu ve “Friends don’t let friends make Harlem Shake videos” adında bir anti-trend videosu bile var.

Sen bilmezsin, beyin bilir.

Sen mola vermezsen, beyin verir. Bizzat şahit oldum. Ne zaman yoğun stres, yorgunluk, uykusuzluk, hayatta senin isteğin dışında gelişen durumlar var, beyin bi inceden tekliyor. Yatışa geçiyor kendi içinde. Asgari yaşam, fikir ve revizyon imkanı sunar...

Devamını oku

Kapat

Sen bilmezsin, beyin bilir.

Sen mola vermezsen, beyin verir. Bizzat şahit oldum. Ne zaman yoğun stres, yorgunluk, uykusuzluk, hayatta senin isteğin dışında gelişen durumlar var, beyin bi inceden tekliyor. Yatışa geçiyor kendi içinde. Asgari yaşam, fikir ve revizyon imkanı sunarak fazlası için zorlama uzadım kardeşim diyor, dedi valla. Duruyorum şu an. Gelir geri zaar. Benden bi tavsiye: burn out olmadan önce, beni yak, kendini yak, her şeyi yak, git iki gün kafanı dinle. 

Cingıl bels cingıl bels...

Noel Baba ajansa geldi, oturttuk revizyon yaptırıyoruz :))

Devamını oku

Kapat

Cingıl bels cingıl bels...

Noel Baba ajansa geldi, oturttuk revizyon yaptırıyoruz :))

Yaratıcılık için biraz delilik şart

Joshua Walters'dan akıl hastalığı ve yaratıcılık arasındaki ilişkiye dair...

Devamını oku

Kapat

Yaratıcılık için biraz delilik şart

Joshua Walters'dan akıl hastalığı ve yaratıcılık arasındaki ilişkiye dair...

Silence the pain

Bununla ilgili yazacak bir şey yok aslında… Sessiz kalmak en iyisi:)

Devamını oku

Kapat
Bike

Silence the pain

Bununla ilgili yazacak bir şey yok aslında… Sessiz kalmak en iyisi:)

Fatih Sinan Şimşek transferini borsaya bildirdi

Transfer piyasasının hareketlendiği şu günlerde Y&R son bombasını patlattı ve Art Direktör Fatih Sinan Şimşek’i renklerine bağladı. Ajans binasında basına kapalı gerçekleştirilen imza töreninde konuşan Kreatif Direktör Ergin Köylüceli "Fatih ekib...

Devamını oku

Kapat

Fatih Sinan Şimşek transferini borsaya bildirdi

Transfer piyasasının hareketlendiği şu günlerde Y&R son bombasını patlattı ve Art Direktör Fatih Sinan Şimşek’i renklerine bağladı. Ajans binasında basına kapalı gerçekleştirilen imza töreninde konuşan Kreatif Direktör Ergin Köylüceli "Fatih ekibimize büyük güç katacak ve adının hakkını verip işleriyle gönülleri fethedecek" açıklamasında bulundu. İmza töreninin ardından kapının önüne çıkan Fatih, bi’ sigara yakıp yeni ortağıyla goygoy yaptı.

Vatandaşı yormayalım!

Dünyanın neresinde olursak olalım bir marka vaadini tüketiciye iletmeye çalışırken unutmamamız gereken bir gerçek var: Sokaktaki vatandaş markalarımızla bizim kadar ilgilenmiyor. Dış dünyadan soyutlanmış bir şekilde, önündeki kurabiyelerin ve iki saa...

Devamını oku

Kapat

Vatandaşı yormayalım!

Dünyanın neresinde olursak olalım bir marka vaadini tüketiciye iletmeye çalışırken unutmamamız gereken bir gerçek var: Sokaktaki vatandaş markalarımızla bizim kadar ilgilenmiyor. Dış dünyadan soyutlanmış bir şekilde, önündeki kurabiyelerin ve iki saatin sonunda alacağı hediye çekinin hakkını vermek için reklam eleştirmenliği yapan focus grup katılımcıları kadar da ilgilenmiyor. Bütün gün ekmek parası için mücadele eden vatandaş, zorlu günün sonunda kendini televizyonun karşısına zor atıyor. Tam da sevdiği program başlamışken araya giren reklam kuşağında, cep telefonundan kafasını kaldırıp göz ucuyla bizim reklam filmimize bakarsa şanslıyız. O anda vatandaşın filmin her saniyesine özenle sokuşturduğumuz yirmi mesajdan işimize geleni ayıklayacak, yaratıcılık yarışmalarında dereceye girecek kelime oyunlarını çözecek veya grafik tasarımcıların sanatsal çalışmalarına şaşı bakıp şaşıracak hali ne yazık ki olmuyor. Bilakis vatandaşın reklamlara gittikçe daha fazla duyarsızlaştığı bir dönemde, verilen mesajların doğru markayla eşleşmesini sağlamak için alternatif çözümler üretmek gerekiyor. İşte bu nedenle pazarlama iletişimi yatırımlarından azami fayda elde etmek için başvurulan uygulamaların başında markaların yarattıkları ipuçları geliyor. Markaların iletişimlerinde kullandıkları ipuçlarının başarılı olmasının altında da hayatı kolaylaştırmak gibi temel bir fayda yatıyor.

Alternatif mecraların ve reklam verenlerin sayısının artmasıyla vatandaşlar gittikçe daha fazla markanın mesajına maruz kalıyorlar. Hepimiz hizmet ettiğimiz markaların vaadlerinin bu kalabalıktan sıyrılarak hedef kitle tarafından doğru şekilde algılanması için mücadele ediyoruz. Ancak bu mücadeleyi, markalarının mesajlarını tüketicilerin en kolay şekilde algılayabileceği seviyeye indirgeyen ekipler kazanıyor. Zira insan beyni üzerine ve sosyal psikoloji alnında yapılan              araştırmalar da maç skorunu teyit eden bulgular sunuyor. Araştırmalara göre, bireyler maruz kaldıkları mesajları algılamak ve idrak edebilmek için beyinlerini asgari seviyede çalıştırmaya meyilli oluyor. Bu yüzden, reklam mağduru vatandaşların verdiğimiz mesajları doğru markayla kolayca eşleştirmelerini sağlayabilmek için, yaptığımız iletişimin içine markayla ilgili ipuçları serpiştiriyoruz. Bu aşamada tüketicinin ipuçlarını daha rahat yakalamasını sağlamak, markanın sahiplendiği öğeleri istikrarlı bir şekilde kullanmasından geçiyor. Bu nedenle her kampanyada farklı marka ipuçları yaratıp, sonra da bunları üst üste kullanarak vatandaşı şizofren markalarla baş başa bırakmamakta fayda var.

Y&R diye yazılır, vayanam diye okunur

Y&R, düz koşu yapabileceğiniz bir ajans. Asansörü var. O bile bebek odası kadar. Masalar geniş. Her masada dört kişilik bir aile rahat rahat yemek yiyebilir. Yemek demişken, aşçımız Ahmet Abi bir efsane. Koy 10 yıldızlı otele, hiç sırıtmaz. Döktü...

Devamını oku

Kapat

Y&R diye yazılır, vayanam diye okunur

Y&R, düz koşu yapabileceğiniz bir ajans. Asansörü var. O bile bebek odası kadar. Masalar geniş. Her masada dört kişilik bir aile rahat rahat yemek yiyebilir. Yemek demişken, aşçımız Ahmet Abi bir efsane. Koy 10 yıldızlı otele, hiç sırıtmaz. Döktürüyor maşallah. 5 Michelin yıldızına sahip restoranların peşinde olduğu söyleniyor. Akşamları PlayStation’da kıran kırana maçlar yapılıyor. En amatörleri benim ama. Langırt masası biraz emektar. O da değiştirilirse yatak yorgan yatılır burada. Adres için Bomonti’de hangi tekstilciye sorsanız gösterirler. Sabah geliş saatleri fevkaledenin fevkinde. İnsanları en sona bıraktım. Tüküreyim, nazar değmesin hiçbirine. Bi’ de; vayanam diye değil vayanar diye okunur. Ona göre!

Günde 20 bin markayla haşır neşiriz

Ufak atayım da hadi 5 bin olsun. Büyük şehirlerde iş ve sosyal hayatı olanlar için durum bu. Bildiğimiz markaları bi’ kenara bırakıp konuyu bir insan üzerinden anlatayım. O kişinin adı bir markadır. Saçının rengi  bir markadır. Saçının rengi siyah ve...

Devamını oku

Kapat

Günde 20 bin markayla haşır neşiriz

Ufak atayım da hadi 5 bin olsun. Büyük şehirlerde iş ve sosyal hayatı olanlar için durum bu. Bildiğimiz markaları bi’ kenara bırakıp konuyu bir insan üzerinden anlatayım. O kişinin adı bir markadır. Saçının rengi  bir markadır. Saçının rengi siyah ve beyazsa iki markadır. Tişört rengi, renk sayısına göre değişir ama en az bir markadır. Üzerinde görsel, yazı ya da her ikisi de varsa onlar da birer markadır. Göz rengi, ruju, kokusu, takısı, saati, telefonu, kullandığı kelimeler hepsi birer markadır. Saysak daha çok çıkarırız. Bunları marka yapansa bizi etkilemeleri ve hatırlatmaları. Örneğin siyah tişörtlü çok insan görüyorsanız ‘’ben farklı olmalıyım’’ diye siyah tişört giymeyebilirsiniz. Ya da ‘’herkes giyiyor, ben de giymeliyim’’ diye sürü psikolojisine bürünebilirsiniz. Hiçbiri değilse ‘’aa benim de siyah tişörtüm vardı, yarın onu giyeyim’’ diye hatırlayabilirsiniz. Satın aldığımız ürün ya da hizmetlerin amacı da bizi etkilemek ve kendilerini hatırlatmak olduğuna göre 3 - 5 bin markanın aramızda lafı olmaz herhalde. 

Temiz İşler

Mart 2012'de yayına giren kampanya, dünyada hızla yayılmaya başlayan temiz graffiti tekniği kullanılarak yapılmış. Amaç; Fransız gençlerini evsizlere yardım etmek, tarihi eserleri restore etmek, çevreyi temizlemek gibi topluma faydalı şeyler yapmaya...

Devamını oku

Kapat

Temiz İşler

Mart 2012'de yayına giren kampanya, dünyada hızla yayılmaya başlayan temiz graffiti tekniği kullanılarak yapılmış. Amaç; Fransız gençlerini evsizlere yardım etmek, tarihi eserleri restore etmek, çevreyi temizlemek gibi topluma faydalı şeyler yapmaya teşvik etmek. Kampanya mesajı, tam da değişimin beklendiği yerlerde, hedef kitlenin ilgisini çekecek bir görsel dille verilmiş.

Türk reklamcılığına objektif bir bakış

Ajansın yenilenen internet sayfası için içerik üretme fikri ajansa yeni katılan biri için tedirgin edici bir görev. Neyse ki bana “İnsan” konu başlığı düştü ve yeni geldiğim bir yer hakkında yıllarını bu ajansta geçirenler kadar bilgi sahibi olamadan...

Devamını oku

Kapat

Türk reklamcılığına objektif bir bakış

Ajansın yenilenen internet sayfası için içerik üretme fikri ajansa yeni katılan biri için tedirgin edici bir görev. Neyse ki bana “İnsan” konu başlığı düştü ve yeni geldiğim bir yer hakkında yıllarını bu ajansta geçirenler kadar bilgi sahibi olamadan fikir yürütmek durumunda kalmadım. Hoş, bu gibi durumlarda, “ben yeni geldiğim için objektif olarak değerlendirebilirim” kartı sıkça kullanılsa da, başka birinden bizim sektör hakkında objektif bir görüş almanın daha besleyici olacağını düşündüm. Bu nedenle bütün ajanslardaki kahve sohbetlerini süsleyen konu başlıklarını, ajansları ve reklamcıları çok iyi tanıyan ama reklamcı olmayan biriyle konuşmak istedim. Ayrıca bana düşen “İnsan” bölümünün de “Etkilendi” konu başlığı altında olduğunu göz önünde bulundurunca kafamdaki isim iyice netleşti. Zira bir Türk reklamcısı olarak, beni en çok etkileyen insanların başında Güven Borça geliyor. Türkiye’de pazarlama iletişimi yapan çoğu markaya yön veren Güven Borça’nın sektör üzerindeki etkisi de sadece benimle sınırlı değil. Bu nedenle kendisinin tecrübelerini samimi bir sohbetle sayfamıza taşımak istedim.

- Reklamları izliyor musunuz?

- Bakmak lazım. Ama pazarlamaya geçtiğim ilk dönemde daha çok takip ediyordum. Para dergisinde yazdığım 3 senelik dönemde kaçırmamam gerekiyordu bir şeyleri. Sonra biraz onun tepkisi herhalde, artık reklamları ekrana yapışıp izlemiyorum. Bir de tabii medya çok çeşitlendi. Televizyon dışında artık birçok şey Facebook’ta dönüyor. Facebook’a yüklenen videoları kaçırmamak da önemli hale geldi.

- Peki reklamları yakalayınca size ceza gibi mi geliyor, yoksa beğeniyor musunuz yapılan işleri?

- Tabii ki Türk reklam sektörü gelişti. İlk başladığımız döneme göre öyle çok bariz hatalar olmuyor. Başta böyle hakikaten çok elementer hatalar olabiliyordu. Çok eleştirdiğimiz konular oluyordu. Şimdi o kadar değil. Belli bir profesyonellikten geçiyor hepsi. Yapım standardı yüksek. Kötü prodüksiyon hiç görmüyoruz. İşler belli bir çizginin üstünde ama sıkıntım şu: Çok beğendiğim ve bayıldığım işler azaldı. Standartlaşma oldu. Reklamcı profili de çok benzemeye başladı. Reklam sosyetesi, bıraktım Anadolu’yu, İstanbul Anadolu yakasına bile geçmiyor. Cihangir-Maslak hattında yaşayan bir kitlenin ürettiği, güzel, hoş ama biraz ayrışmayan işler haline geldi gibi. Sektörde bir standartlaşma görüyorum; bence o bir sorun. Hiç sevmeme rağmen, geçen sene iki konkur yaptık. Gelen işlerin benzerliği düşündürücü.

- Bu, hata yapmama korkusundan mı kaynaklanıyor sizce?

- Biraz öyle ama biraz da yaşam tarzından dolayı. Dediğim gibi, aynı insanlar olmaya başladı. Bunu söylerim hep. MediaCat’in Reklam Yaratıcıları Profil Araştırması’nda ankete katılan reklamcılardan, seçimleri kazanan partiye oy verenlerin oranı oldukça düşüktü. Bu kopukluğu kapatacak bir irade de gözükmüyor. Sıkıntı bence orada.

- Çıkış yolu olarak ne görüyorsunuz?

- Reklam Yaratıcıları Derneği tarafından basılan, “Başka Akmerkez Yok” diye bir kitap yazdım. Biraz o “aradaki farkı kapatabilir miyiz” sorusunun cevabını veriyor. Gidelim hepimiz Eyüp’te yaşayalım diye değil ama vatandaşı anlama konusunda bir çabamız olsun diye bunu yaptım. Biz bunu Amerikalılardan böyle öğrendik. Çünkü Amerikalılar hakikaten ABC deterjanı ile elde çamaşır yıkayan kadının halini anlamamız konusunda bizi eğitti. Biraz daha halden anlamak bu şekilde oldu.

- Mevcut araştırma yöntemlerinin bu uçurumu kapatmakta yeterli olduğunu düşünüyor musunuz?

- Evet, eskiye göre araştırmadan daha fazla yararlanılıyor ve bu açığı kapatıyor. Ama araştırmada da eksikler ve yanlışlar var. Sektör eskiye göre çok daha iyi bir noktada. Ama araştırma tek başına yetmiyor. Bizim kitaba da konu olan tüketici içgörüsü eğitimini 1993’te almıştık. O zamana kadar böyle bir laf kullanılmazdı. “Araştırma bunun bir parçası, üçte biri, gerisi sende” dediler. Sonuçta “sen hedef kitlenin gezdiği yerlerde gezmez, izlediği dizileri izlemezsen araştırmadan alacağın kısıtlıdır” dediler.

- Doksanlarda ajanslar reklam verenlerin güvenini kaybedecek şeyler yapmış. Hâlâ o korku ve çekinme durumu var mı?

- Yok, bence kalmadı. Atlatıldı diyebilirim. Anadolu’da bir grup işi kendi yapmaya soyundu. Senaryoyu kendi yazıyor, cast’ı kendi seçiyor, pazarlığı kendi yapıyor. Öyle bir grup türedi. Ama çoğunluk, “ne veririm, ne alırım, karşılığında ne görürüm” diye düşünüyor. Bu düşünce üç aşağı beş yukarı yerleşti diyebilirim. Doksanlarda yaşanmış, İstanbul ajanslarından kazık yeme korkusu ve travması kalmadı diye düşünüyorum.

-Sektörün hem içinde hem dışındasınız aslında. Olumlu, olumsuz yönlerini konuştuk zaten. Türk reklamcılığı gelişti mi, yoksa yapması gereken atılımı kaydedemedi mi? Geriledi mi?

- Gelişti ve duraklama devrine girdi. Bence bir sonraki aşaması daha global açılımlar olmalıydı. Duyuyorum şimdi Erbil’de, Bakü’de açılan ajansları. Bunlar daha hızlı açılmalıydı ve daha fazla olmalıydı. Global açılımı zayıf buluyorum. Reklam sektöründen tanıdığım hiçbir üst düzey arkadaşımda bu hevesi görmüyorum. Ne yapılabilir? Olabilir mi, bilmiyorum. Ama neden olmasın? Sektör kendini ispatladı niye gidip Katar’da iş yapmayalım. Sonuçta Müslüman ülkeyiz, dertlerini anlayabiliriz. Çok bildiğimden söylemiyorum bunları, belki de oluru yok. Ama niyet de yok. Birkaç arkadaş gitti Azerbeycan’da uğraştı. Orada zarar eden birçok kişi de oldu, biliyorum. Ama başka bir yolunu bulmak lazım diye de düşünüyorum.

 -Genel olarak insan gücüyle ilgili de bir sorunumuz var temelinde. Ajansların insan kaynağının istediğimiz kalitede alttan beslenmemesi gibi bir şey var. İyi üniversitelerden mezun gençler artık ajanslara gelmek istememeye başladı. Herkes reklamverenlerde çalışmak istiyor.

- Bu çok net bir gözlem. Bizim bu işe başladığımız dönemde Boğaziçi İşletme mezunlarının ilk tercihi reklam ajanslarıydı. Birçok dönemin müşteri temsilcisi çok iyi üniversitelerden mezundu. Ama şimdi o yok. En iyi okulların en iyi mezunları artık reklamcılığı tercih etmiyor.

- Sizin elinizden birçok Türk markası geçti. Şu ana kadarki tecrübelerinizden edindiğiniz, “şuna mutlaka dikkat ederim” dediğiniz ve kendinize hatırlattığınız bir şey var mı bu koşturmanın içerisinde?

- Bu hem öyle bir hatırlatma hem de artık son dönemlerde iyice netleşmiş ve hayata geçirmek istediğim bir ders aslında. Müşteri seçme konusunda biraz daha kararlı olma. Bu biraz da evlenirken “değişir bazı şeyler” demek gibi. Onlar değişecekmiş gibi evlenmemek lazım, iyi seçimler yapmak lazım. Evlilikte iyi bir tercih yaptım, bunu işe de yansıtmak istiyorum. Şu an benim 15 seneden çıkarttığım öz o. Hakikaten uğraşmaya değer olmaları lazım ki sonuç alalım.

 -“Yapma” dediğiniz bir şey? Kesinlikle yapılmaması gereken nedir?

- Biz belirli sektörlerle çalışmıyoruz mesela. Yapmadığım bir şeyi “yapma” diyebilirim sadece. Sigara ve ilaç markalarıyla çalışmıyoruz mesela. Daha çok ilaç kullandırmada bir marifet görmüyorum. Ama tabii bunu söylemek ne kadar anlamlı bilmiyorum. Orada da çalışan bir dolu insan var sonuçta.

- Konkurlarda süreçleri sizin yönettiğiniz de oluyor. Konkur süreci hakikaten bir ajansın büyümesi için çok gerekli ama bir yandan da çok yıpratıcı bir şey. Konkursuz olmaz mı bu ajans seçim süreci? Konkur yapmak zorunlu mudur?

- Seksen küsur iş yaptık. Bunlardan otuzunda ajans  seçmişimdir. Bir o kadarında da görüşü müşteriye bırakmışımdır. Müşteriyle beraber seçiyoruz. Yaptığım konkur sayısı üç ya da dört; o kadar. Yani otuz seçimin üçünde konkur yaptık diyebilirim. Bunların ikisinde para ödettim müşteriye. Bir tanesini bedava yaptık, onda da iki ajansa indirttim. Yazık yani. Beş ajans çağır, çalıştır, para verme... Özgüven eksikliği. Bir ajansa bakarsınız, geçmişte yaptığı işlere. Çağırır konuşursunuz ve bir kişiyle anlaşırsınız. Tabii ben sektörü çok iyi tanıdığım için çalışmadığım ajans yok neredeyse. O yüzden, kim ne yapar, biliyorum. Çok nadir durumlarda gerekebilir ama onun dışında sektör ortada, ajansın kapasitesi ortada, yapılan işler ortada. Çok kritik bir “creative challenge” yoksa hiç gerek yok bence. Dediğim gibi, otuz işin yirmi yedisinde müşteriyi üç-dört ajansla görüştürüp, karar alıp ilerledik. Bence konkur pazarlama bölümünün tembelliği, özgüven eksikliği, bir de bedava çalıştıracak adam bulmuş olmaktan kaynaklanıyor. Konkur modası başladı, inşallah biter.

Uupa Gangnam staylaaa!

Geçtiğimiz hafta sonu arkadaşımın 13 yaşındaki kardeşinin, “Caddede Gamgam stayl’ın dansını yaptık bugün arkadaşlarla!” demesiyle adını ilk defa duydum. Neydi ki bu “Gamgam stayl”? 13 yaşındaki çocuk beni bilmediğim için kınayınca (bu yeni nesil hakk...

Devamını oku

Kapat

Uupa Gangnam staylaaa!

Geçtiğimiz hafta sonu arkadaşımın 13 yaşındaki kardeşinin, “Caddede Gamgam stayl’ın dansını yaptık bugün arkadaşlarla!” demesiyle adını ilk defa duydum. Neydi ki bu “Gamgam stayl”? 13 yaşındaki çocuk beni bilmediğim için kınayınca (bu yeni nesil hakkaten sinir bozucak derecede  gündemi takip edip, çok biliyor!) bi’ girip bakiyim dedim. Bi’ kere adı Gangnam Style’mış. Amanın o da neydi?! 218.502.670 kez izlenmiş! 150.295.057 kez izlenmiş,  Justin Bieber’ı bile geçmiş! Olacak iş değil! Skandal!:) Ekşi Sözlük’ü açtım, baktım, “bağımlılık yaratıyor” diye yazmışlar. “Yok canım Japonca bi’ şarkı nasıl bağımlılık yaratabilir ki, çok saçma!” dedim. Demez olaydım. 1 saat içinde 4 kez izledim. Hâlâ da izleyesim var. Zor durumdayım. Bence klibi, “I’m sexy and I know it!”le yarışacak kadar komik ve absürd. Her izlediğinde yeni bir tip keşfediyorsun. İlk açılışta plajda sizi kırmızı pantolonlu bir çocuk karşılıyor. O nasıl dans etmek öyle. Bu yeni nesil çok fena geliyor, dünyanın her yerinde hem de!..Otobüste çılgıncasına dans eden Japon teyzeler, otoparktaki sarı takım elbiseli (!) çocuk, hele o asansördeki ne idüğü belirsiz tip... Hepsi mükemmel. Aşk olmadan da olmaz tabii ki... Kahramanımız şarkının nakaratında seslendiği “Heeey sexy lady”sini buluyor klibin sonuna doğru. Metroda bir hatuna âşık oluyor. Hatta sonra kendisiyle düet de yapmış. Onu da buradan izleyebilirsiniz.

http://www.youtube.com/watch?v=wcLNteez3c4

O zaman haydi hoppa, hep beraber “Uupa Gangnam styleee!”

Tek tuş dönemi

Dijital dünya hayatımızın her alanına girdi. İlk olarak internetten yemek sipariş verme ile başladığımız bu alışkanlık, sonrasında kıyafet alımından  el falına bakan aplikasyonlara kadar her alanda yaygınlık kazandı.  Yola çıkmadan hava ve yol durumu...

Devamını oku

Kapat

Tek tuş dönemi

Dijital dünya hayatımızın her alanına girdi. İlk olarak internetten yemek sipariş verme ile başladığımız bu alışkanlık, sonrasında kıyafet alımından  el falına bakan aplikasyonlara kadar her alanda yaygınlık kazandı.  Yola çıkmadan hava ve yol durumuna bakıyoruz,  check- in’lerimizi yapıyor, mail’lerimizi kontrol ediyoruz...  

Bankaların internet  sitelerinde işlem yaparken, bir ürün satın alırken, sipariş verirken, birçok form doldurmaya alıştık. Eskiden bu işlemler, ürünü bize kolay yoldan ulaştırdığı için mutlu oluyorduk ama kullanıcı adı, şifre, adres girme zorunluluğu artık zor gelmeye başladı. Bunu düşünen birkaç firma tek tuş uygulamasını başlattı.

Bu firmalardan biri Evian. Şu an Paris'teki kullanıcıları internet üzerinden Danone grubu markalarından Badoit ve Volvic marka sularını sipariş edebiliyor. Yeni uygulaması Smart Drop adlı buzdolabı mıknatısı sayesinde tek tuşa basarak sipariş verebilecekler. Smart Drop’a kaç adet su istediğinizi giriyorsunuz ve tuşa basıyorsunuz. Smart Drop, evinizdeki kablosuz ağ bağlantınızı kullarak siparişinizi merkeze iletiyor. İşte bu kadar basit. 

Su siparişi herkesin en kısa sürede verdiği sipariştir. Kodu söylersin ve kaç şişe istediğini belirtirsin gelir. Peki sipariş etmek istediğimiz daha farklı bir ürün olursa...

Bunu da Dubai'deki Red Tomato Pizza firması düşünmüş ve uygulama koymuş. Onlar da pizza kutusu şeklinde bir buzdolabı magneti hazırlamışlar.  Adı da VIP Magnet. Magneti aldığınızda smart  telefonunuzun internet ağını kullanması için bluetooth ayarlarını yapıyorsunuz, sonrasında firmanın internet sitesinden en sevdiğiniz pizzayı seçip bilgilerinizi kaydediyorsunuz. Karnınız zil çaldığında yapmanız gereken tek şey düğmesine basmak. Düğmeye bastığınızda direkt siparişiniz devreye giriyor ve kısa bir süre sonra siparişiniz kapıda. Marka, sadık müşterilerine sunduğu bu ayrıcalığı yaşamaları için diğer tüketiceleri de loyalty programına dahil olmaya çağırıyor. Uygulamanın bir de videosunu hazırlamışlar: red tomato

Düşünsenize, tek tuş ile istediğiniz her şeye ulaşabilseniz ne güzel olurdu, değil mi?

Bu arada yazının başında bahsettiğim el falına bakan aplikasyonun adı: Fenopalm :)

 

Yeni hayat

Dünya değişiyor, Türkiye değişiyor, Çelik değişiyor...Haliyle biz de değişiyoruz. Bugünlerde ajansımızın ikinci katında yoğun bir mimari restorasyon çalışması var. "Bir gün bir kitap okudum ve hayatım değişti" diye başlar Yeni Hayat. Oysaki değişmek,...

Devamını oku

Kapat

Yeni hayat

Dünya değişiyor, Türkiye değişiyor, Çelik değişiyor...Haliyle biz de değişiyoruz. Bugünlerde ajansımızın ikinci katında yoğun bir mimari restorasyon çalışması var. "Bir gün bir kitap okudum ve hayatım değişti" diye başlar Yeni Hayat. Oysaki değişmek, yenilenmek bu denli kolay ve "oldu da bitti maşallah" bir iş olamaz; bunun yazar kadar biz de farkındayız. Biliyoruz ki, reklam ajansları duvarlar ve bilgisayarlardan ibaret değil. İşte tam da bu yüzden, bir yandan sonlanmasını heyecanla beklerken, bir yandan da bu mimari değişimi sadece bir başlangıç olarak kabul ediyoruz. Bunu, bizim "Yeni Hayat"ımızın ilk cümlesi olarak görüyoruz.

Araba kullanmasan da çok içme, çünkü...

Devamını muhafazakâr birinden değil Heineken’den dinliyoruz. PIAF, yani 3 yıldır düzenlenen “Prague International Advertising Festivalde Bronz ödüle layık görülen bir iş. Ödül aldığı kategoriyse tam da Prag’a yakışır cinsten, “best beer ad” kategoris...

Devamını oku

Kapat

Araba kullanmasan da çok içme, çünkü...

Devamını muhafazakâr birinden değil Heineken’den dinliyoruz. PIAF, yani 3 yıldır düzenlenen “Prague International Advertising Festivalde Bronz ödüle layık görülen bir iş. Ödül aldığı kategoriyse tam da Prag’a yakışır cinsten, “best beer ad” kategorisi. Heineken’i rakiplerinin önüne geçiren şey ise sosyal sorumluluk amacıyla yaptığı “Reach the Sunrise” kampanyası. İşin amacı, 25 yaşlarında, şişenin dibini görmeden eğlencenin dibini göremem diye düşünen gençleri adabıyla içmeye davet etmek ve markanın sosyal sorumluluğunu göstermek. Kısaca “drink responsibly” de diyebilirdi yarım ağız, ama o daha samimi davranmayı seçti. Adeta gençler bira içmesin diye elinden geleni yaptı. Hem de durumu “içkili otomobil kullanmak tehlikelidir” gibi klişeleşen noktalardan çok öteye taşıyıp, Heineken’in  pozitif yaklaşımıyla ele aldı. “Şişelerin dibini görme de gecenin sonunu görebil, çünkü en güzel fırsatlar gecenin sonunda ortaya çıkar” dedi ve “Sunrise belongs to moderate drinkers” sloganı etrafında kampanyayı kurguladı. Yılın en alkolik gecesi olan yılbaşında gerçekleştirdiği kampanyanın başarısını ise, Heineken koltuklarında güneşin doğuşunu izleyenler gösterdi.

Endicim, Varol.

Tasarım deyince herkesin aklına ilk kim geliyorsa benim de aklıma o geliyor. Andy Warhol. Tamam kendisine saygım sonsuz ama onun dışında iz bırakan biri yok mu arkadaş? Tasarımcılar elbette ‘’bak şu var, bak bu var’’ diyebilir. Hatta ‘’Andy Warhol ta...

Devamını oku

Kapat

Endicim, Varol.

Tasarım deyince herkesin aklına ilk kim geliyorsa benim de aklıma o geliyor. Andy Warhol. Tamam kendisine saygım sonsuz ama onun dışında iz bırakan biri yok mu arkadaş? Tasarımcılar elbette ‘’bak şu var, bak bu var’’ diyebilir. Hatta ‘’Andy Warhol tasarımcı bile değil’’ diyebilir. Buna da saygım sonsuz. Sadece konu tasarım olunca bahsi bir şekilde geçiyor. Sıkıldım. Başka birini söyleyin, biraz da onun namı yürüsün. Bu arada art direktör candır. Çöp adam canımdan bir parçadır...

Hızlı telefon alacaklar, size gelsin!

Kendini genç hissedenlere de gelebilir. Brief bu. Daha iyisi var mıdır aklıma gelmiyor. Ama bu film benimle flört ediyor. Gerisi hikaye.

Devamını oku

Kapat

Hızlı telefon alacaklar, size gelsin!

Kendini genç hissedenlere de gelebilir. Brief bu. Daha iyisi var mıdır aklıma gelmiyor. Ama bu film benimle flört ediyor. Gerisi hikaye.

Kimler buradaydı?

Şubat 2012’de Finlandiya’ya yayına giren basın kampanyası, özellikle gençleri AIDS konusunda bilgilendirmeyi hedefliyor. Kampanya, mesajını genç hedef  kitlenin sosyal medya ikonlarına ve ritüellerine olan aşinalıklarını kullanarak dikkat çekici bir...

Devamını oku

Kapat

Kimler buradaydı?

Şubat 2012’de Finlandiya’ya yayına giren basın kampanyası, özellikle gençleri AIDS konusunda bilgilendirmeyi hedefliyor. Kampanya, mesajını genç hedef  kitlenin sosyal medya ikonlarına ve ritüellerine olan aşinalıklarını kullanarak dikkat çekici bir şekilde vermiş.

Son dakika reklamlar

Tatil, uçak bileti, tiyatro gibi son dakika fırsatları sunan Last Minute için hazırlanan bir outdoor çalışması. Tam da markanın sunduğu fırsatlar gibi son dakikada hazırlanan ve markanın doğasını yansıtan bir iş.

Devamını oku

Kapat

Son dakika reklamlar

Tatil, uçak bileti, tiyatro gibi son dakika fırsatları sunan Last Minute için hazırlanan bir outdoor çalışması. Tam da markanın sunduğu fırsatlar gibi son dakikada hazırlanan ve markanın doğasını yansıtan bir iş.

Bağımsız beyinler için bağımsız filmler

Sky TV’nin bağımsız filmler yayınlayan kanalı Rialto Channel için hazırlanan basın ilanında, bağımsız filmlerin temel vaadi olan "genel yaklaşımın dışında olma" açık, net ve komik bir şekilde ifade edilmiş. The Kids Are Alright adlı filmin, orta sını...

Devamını oku

Kapat

Bağımsız beyinler için bağımsız filmler

Sky TV’nin bağımsız filmler yayınlayan kanalı Rialto Channel için hazırlanan basın ilanında, bağımsız filmlerin temel vaadi olan "genel yaklaşımın dışında olma" açık, net ve komik bir şekilde ifade edilmiş. The Kids Are Alright adlı filmin, orta sınıfa mensup bir stereotip tarafından, alıştığı lezbiyen filmlerine hiç benzememesi konusundaki eleştirilerine dayanan ilan, hedef kitlesinin hayat görüşüne uygun bir yapıda tasarlanmış.

Kahvaltı saati

Crunchy Nut, dünyanın bir yerlerinde sabah olması şerefine, Holywood’da dünyanın en büyük guguklu saatini yaptırdı. Her saat başında şovmenler guguk kuşu bölmesinden çıktı ve ilginç performanslarıyla tüketicileri eğlendirdi.

Devamını oku

Kapat

Kahvaltı saati

Crunchy Nut, dünyanın bir yerlerinde sabah olması şerefine, Holywood’da dünyanın en büyük guguklu saatini yaptırdı. Her saat başında şovmenler guguk kuşu bölmesinden çıktı ve ilginç performanslarıyla tüketicileri eğlendirdi.

Ya gerçek olsaydı?

Düşük tüketici ilgisine sahip bir kategoride mesajını etkili bir şekilde nasıl verirsin? Romanya’da Kasım 2011’de yapılan bu kampanya tam da bunun cevabını veriyor. Bir güvenlik şirketi tarafından yapılan ambient uygulaması, hedef kitlesinin karşı ka...

Devamını oku

Kapat

Ya gerçek olsaydı?

Düşük tüketici ilgisine sahip bir kategoride mesajını etkili bir şekilde nasıl verirsin? Romanya’da Kasım 2011’de yapılan bu kampanya tam da bunun cevabını veriyor. Bir güvenlik şirketi tarafından yapılan ambient uygulaması, hedef kitlesinin karşı karşıya olduğu tehlikeleri çarpıcı ve dikkat çekici bir şekilde ortaya koymuş. Nasıl mı? Dış kapıların üzerine yapılan üç boyutlu giydirme sayesinde evlerine hırsız girilmiş gibi göstererek. Uygulama o kadar çok sevilmiş ki, pek çok insan aylar sonra bile giydirmeyi kapılarından çıkarmamış. Üstelik daha önce güvenlik hizmeti almayı düşünmeyen pek çok insan da güvenlik şirketini arayarak başvuruda bulunmuş.

Fırsat böyle yakalanır!

SAS, marka bilinirliğini artırmak amacıyla Facebook’ta interaktif bir yarışma düzenledi. Katılımcıların yapması gereken şey, kazanmak istedikleri tatilin duyurusunu profil fotoğrafı yapmak ve onunla bütünleşen, onu tutuyormuş gibi göründükleri yaratı...

Devamını oku

Kapat

Fırsat böyle yakalanır!

SAS, marka bilinirliğini artırmak amacıyla Facebook’ta interaktif bir yarışma düzenledi. Katılımcıların yapması gereken şey, kazanmak istedikleri tatilin duyurusunu profil fotoğrafı yapmak ve onunla bütünleşen, onu tutuyormuş gibi göründükleri yaratıcı bir fotoğraf çekip SAS duvarında paylaşmak. Binlerce insan tatili kazanmak amacıyla yaratıcılığını konuşturdu, marka da o insanların profilleri vasıtasıyla milyonlarca insana ulaşmış oldu.

Yeni mecra pizza

Almanya’nın ünlü ajanslarından Scholz & Friends, dijital ekip arayışını ilginç bir kampanyayla duyurdu. Ajans, 4 hafta boyunca Almanya’nın diğer büyük ajanslarından gelen siparişlere ek olarak, üzerinde QR kod bulunan bir pizza gönderdi. QR kod o...

Devamını oku

Kapat

Yeni mecra pizza

Almanya’nın ünlü ajanslarından Scholz & Friends, dijital ekip arayışını ilginç bir kampanyayla duyurdu. Ajans, 4 hafta boyunca Almanya’nın diğer büyük ajanslarından gelen siparişlere ek olarak, üzerinde QR kod bulunan bir pizza gönderdi. QR kod okutulduğu zaman, doğrudan ajansın iş ilanına yönleniyordu. Odaklanmış hedef kitleye, doğru mecrayla ulaşmanın yaratıcı bir örneği olan kampanya sonunda ajans, iki yeni dijital ekibin yanı sıra Gold Epica’nın da sahibi oldu.

Fiyatı indirmek için tweet'le!

Twitter’daki müşteri görüşlerini yansıtan dev Times Square outdoor uygulamasından sonra Domino’s yeni bir Twitter kullanımıyla karşımızda. 5 Mart’ta İngiltere’de yapılan Twitter kampanyasında tüketiciler, Dominos’un favori pizzası Pepperoni’nin fiyat...

Devamını oku

Kapat

Fiyatı indirmek için tweet'le!

Twitter’daki müşteri görüşlerini yansıtan dev Times Square outdoor uygulamasından sonra Domino’s yeni bir Twitter kullanımıyla karşımızda. 5 Mart’ta İngiltere’de yapılan Twitter kampanyasında tüketiciler, Dominos’un favori pizzası Pepperoni’nin fiyatını düşürmek için tweet’ledi. Sabah saat 9-11 arası #letsdolunch hashtag’ıyla yapılan her tweet £15,99 olan pizzanın fiyatını £0,01 düşürüyordu. Saat 12’de fiyatı £7,74’e düşen pizzayı, Twitter takipçileri ya da Facebook sayfasını "like" yapanlar "Tweet for Treat Facebook" tabından kolayca sipariş edebiliyordu. Marka küçük bir maliyetle, Twitter takipçilerini, Facebook "like" sayısını ve tüketicileriyle olan etkileşimini artırmayı başardı.   

Çık işin içinden

Cappy yakın bir zaman önce “Meyve Tanem” ürünü için, “çık işin içinden” cümlesiyle iletişim yapmaya başladı. Bunun da asıl nedeni, aslında işin içinden çıkılamayan bir paradoks olmasıydı. İçeceğin içindeki gerçek meyve parçaları aslında yeniyordu, am...

Devamını oku

Kapat

Çık işin içinden

Cappy yakın bir zaman önce “Meyve Tanem” ürünü için, “çık işin içinden” cümlesiyle iletişim yapmaya başladı. Bunun da asıl nedeni, aslında işin içinden çıkılamayan bir paradoks olmasıydı. İçeceğin içindeki gerçek meyve parçaları aslında yeniyordu, ama bir yandan da bu bir içecekti. Yenecek bir içecekti aslında. Yeniliyor muydu, içiliyor muydu? Bundan yola çıkarak Twitter’da #cikisinicinden hashtag'iyle top trendiglerde yer aldı ve tüm iletişimlerinde bu hashtag'e yer verdi. Sonrasında aktif olarak sosyal medyada yer alan marka #cikisinicinden iletisimini yapmaya devam ederek Mustafa Topaloğlu ve Hayko Cepkin ile, paradokslar üzerine konuşulan ve sosyal medyada ilgi toplayan bir video hazırladı. Bunun yanı sıra sosyal medyayı yine aktif olarak kullanarak bir ilke imza attı ve Twitter üzerinden ilk sohbet programını gerçekleştirdi. Serdar Kuzuloğlu vasıtasıyla duyurduğu sohbet duyurusunda ünlü bloggerlar yer aldı. Yine bu projesiyle de kısa sürede Twitter’da top trending oldu.

Bu sene

Efes Pilsen 2011 yılında ilginç bir uygulama yaparak birçok kişiye ulaştı ve sosyal medyada sesini duyurdu. Arkadaşlarına yılın şakasını yapmak isteyenlere yönelik bir mikrosite hazırlandı ve bu mikrosite üzerinden yönlendirmelerle nasıl şaka yapılab...

Devamını oku

Kapat

Bu sene

Efes Pilsen 2011 yılında ilginç bir uygulama yaparak birçok kişiye ulaştı ve sosyal medyada sesini duyurdu. Arkadaşlarına yılın şakasını yapmak isteyenlere yönelik bir mikrosite hazırlandı ve bu mikrosite üzerinden yönlendirmelerle nasıl şaka yapılabileceği anlatıldı. Türkiye’de 11 milyon kişinin katıldığı bu uygulama ile C-Section Kristal Elma almaya hak kazandı.

www.efespilsen.com.tr

Dell outlet Twitter'da

Dell, dünyada sosyal medyayı çok iyi kullanan şirketlerden biri. Bunlardan en iyi örnek de 2009 yılında yaptığı uygulama. 2009 yılında yapılmış olsa dahi hala sosyal medya eğitimlerinde örnek niteliğinde gösterilmekte. Dell, 2009 yılında 6,5 milyon d...

Devamını oku

Kapat

Dell outlet Twitter'da

Dell, dünyada sosyal medyayı çok iyi kullanan şirketlerden biri. Bunlardan en iyi örnek de 2009 yılında yaptığı uygulama. 2009 yılında yapılmış olsa dahi hala sosyal medya eğitimlerinde örnek niteliğinde gösterilmekte. Dell, 2009 yılında 6,5 milyon dolarlık ürün satışını sosyal medya sayesinde gerçekleştirdi. Twitter’da Dell Outlet adında bir hesap açarak burada bir kampanya düzenledi ve şu sıralarda 1,5 milyondan fazla takipçisi bulunuyor. Normal pazarlama kanalları üzerinde yaptığı kampanyalarla bile ulaşamayacağı bir rakama bir yıl içerisinde neredeyse sıfıra yakın maliyetle ulaştı ve 6,5 milyon dolar ciro elde etti. Kampanya ile, indirimli ürünlerinin linklerini takipçilere ileterek 1,5 milyondan fazla kişiye gerçek zamanlı promosyon bilgisini iletmiş oldu.  

Dikkat dağınıklığı

Günümüz nesli neredeyse günde sekiz saatini internette gezinerek geçiriyor ve bunun sonucu yorgun bir beyin oluyor. Forensic Psychology tarafından yapılan bir araştırmaya göre, bu şekilde yapılan çoklu işler stres seviyesini artırıyor ve yaratıcı düş...

Devamını oku

Kapat

Dikkat dağınıklığı

Günümüz nesli neredeyse günde sekiz saatini internette gezinerek geçiriyor ve bunun sonucu yorgun bir beyin oluyor. Forensic Psychology tarafından yapılan bir araştırmaya göre, bu şekilde yapılan çoklu işler stres seviyesini artırıyor ve yaratıcı düşünmeyi azaltıyor. Online ortamda aynı anda birçok iş yapmak beynimizi ve zihin durumumuzu olumlu etkilemiyor. Yoğun internet kullanıcıları depresyona girmeye iki buçuk kat daha meyilli.

Yaratıcılık gerektiren bir proje üzerinde çalışıyorsunuz. Birden telefon çalıyor ve sizi derin bir konsantrasyondan çekip çıkarıyor. Telefona yanıt vermeseniz bile önceden yapmakta olduğunuz işe dönmek birkaç dakikanızı alıyor. Bu zaman aralığı, belli bir hedefi ve “kurallar” seti olan bir görevden tamamen farklı bir hedefi ve kurallar seti olan bir başkasına geçmekte olan “zihinsel CEO”nuzdur. Bu geçiş, zaman alır. Görevler ne kadar karmaşıksa geçiş o kadar uzun sürer.

Bu makaleyi okurken başka ne yapmaya çalışıyorsunuz?

Elbette, birden fazla işi aynı anda yapabiliriz. Verimliliği kaybetmeden bunu yapabileceğimize bile inanabiliriz. Ama kendimizi kandırıyor oluruz.Görevleri birbirine bağlamanın beyni yavaşlattığı bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Aslında, aynı anda birden çok iş yapmak  bizi bir an için aptallaştırır, öncelikle odak noktasını belirleme ya da yeni bir şeyi entegre etme yetimizi köreltir. Bir yandan toplantıya katılırken, bir yandan da e-postanızı okumayı hiç denediniz mi? Peki ya bir yandan araba kullanırken, bir yandan da cep telefonunuzla ciddi bir konuşma yapmayı? Evet mi? O halde hiçbir işin tam katılım ya da kapasite ile yapılamadığını bilirsiniz. Sanki zamanın yarısında orada yoksunuz gibidir. Ne e-postaları tam anlayabilmişsinizdir, ne de toplantının sunduklarını tam sindirebilmişsinizdir. Araba kullanırken telefon görüşmesi yaptığımızda bilincimizin çok azı araba kullanmaya adanmıştır veya telefonda yaptığımız sohbete tam olarak dahil olamamışızdır.

Hepimiz aynı anda birden çok iş yapmanın gerçekten bir bedeli olduğunu biliriz. Öyleyse, neden hâlâ böyle davranırız?

Bu davranış  alışkanlıklarımıza yer etmiştir. Teknolojik çağımızın bütün “zaman kazandıran” cihazları, bizi kafası karışık olmaya ve odaklanma becerimizi yitirmeye teşvik eder. Bu da önemli bir kayıptır, çünkü odak, başarıyı getirir. Dikkat dağınıklığı ise bizi başarıdan uzak tutar.  

Bu devirde diktatörlük zor zanaat!

Arap ülkelerindeki isyanların, ülke halklarına ne derece “bahar” getirdiği ayrı bir tartışma konusudur,  ama bölgedeki diktatörler açısından sonbahar anlamına geldiğini yaşayarak gördük. Fitili sanal alemde ateşlenen devrimlerin yaşandığı çağımızda,...

Devamını oku

Kapat

Bu devirde diktatörlük zor zanaat!

Arap ülkelerindeki isyanların, ülke halklarına ne derece “bahar” getirdiği ayrı bir tartışma konusudur,  ama bölgedeki diktatörler açısından sonbahar anlamına geldiğini yaşayarak gördük. Fitili sanal alemde ateşlenen devrimlerin yaşandığı çağımızda, diktatörlüğü sürdürmenin “zor” olduğu ve biraz da mizahi bir yanı olduğu kesin. Nandos da “Son Diktatör” olarak adlandırdığı 60 saniyelik reklam filminde duruma bu mizahi noktadan yaklaşmış. Filmin, “reklamın güncel olandan kendine malzeme çıkarması” açısından başarısı tartışılmaz. Hem de küresel anlamda güncel bir durumdan yola çıkarak, “yalnızlık Tanrı’ya mahsustur” benzeri evrensel bir kabule varmış, üstüne bir de ürün mesajını vermeyi başarmış. Öte yandan, bu film yazıya konu edilecekse, üstünde durulması gereken bir durum daha var. O da, ürün mesajı, ürün vaadi, akılda kalıcılığı, ayrışması, bilinirliği ya da bu tarz “marketing” durumlarının ötesinde, uygulamadaki başarısı. 60 saniye içinde yakalanan mizah yüklü planlar, müzik seçimi, müziğin akışa göre düzenlenmesindeki incelik, izleyiciyi absürd bir şekilde duygulandırmayı başaran dış ses, dış sesin tonlamaları... Bir de tüm bunların üstüne, “packshot’a uzanan el taş olur”a nispet yaparcasına, packshot kadrajına giren el. Ve tabii Kaddafi’nin altın AK-47’sinden, boxer'lı Saddam’a kadar bir sürü detay. Yani, filmin her saniyesinde ince işçiliğin izleri kendini belli ediyor. Nandos reklam filmi, Güney Afrikalı Black River F . C. reklam ajansı tarafından yapılmış, 2011 Kasım’ında yayınlanmış; çok iyi olmuş, çok da güzel iyi olmuştur.    

Bağımlılık

Sporun vücudumuza iyi geleceğini anlatan bir reklam filmi.

Devamını oku

Kapat

Bağımlılık

Sporun vücudumuza iyi geleceğini anlatan bir reklam filmi.

Taslaktan tasarıma

Bir tasarımın ortaya çıkış süreci öncesindeki tasarı aşaması, yani taslak kısmının çalışma süreci ve o süreçteki çalışma metodunun ortadaki soruna her yönüyle doğru cevap verecek şekilde çözülmüş olması, bana göre işin bitmiş bir tasarım haline gelme...

Devamını oku

Kapat

Taslaktan tasarıma

Bir tasarımın ortaya çıkış süreci öncesindeki tasarı aşaması, yani taslak kısmının çalışma süreci ve o süreçteki çalışma metodunun ortadaki soruna her yönüyle doğru cevap verecek şekilde çözülmüş olması, bana göre işin bitmiş bir tasarım haline gelmesinden daha önemli. Çoğunlukla, taslağını yaptığımız işler onaylanınca, hele bir de o bizim yapmayı istediğimiz alternatif ise, o durumun verdiği heyecanla hemen tasarımın tüketici ile karşılaşacağı mecrada taslak, yani tasarı olarak düşünülmüş fikrin nelerden arınabileceğini veya nelerin yanına eklenmesi gerektiğini oturup ajans içinde prodüktörler ile uzun uzun ölçüp biçeriz ki fikir en iyi şekilde hayata geçsin. Bu süreç bitince tasarı ile tasarımı yan yana koyarız ve “Bu işin taslağı daha kabaca yapılmış da olsa orijinalinden daha mı iyi duruyor nedir?” diye sorarız bazen. Bence bunun nedeni, fikrin taslak sürecinde çalışırken hep “nasıl olsa taslak” deyip geçmekten kaynaklanıyor. Ne kadar acil ve zamansız süreçlerde kampanyalar üretmek zorunda kalsak hatta ufak bir föy tasarlıyor olsak bile asla önümüzde bize soru soran tasarım problemine beynimizin bir kenarında, nasıl olsa taslak diye bir cümle duruyorken cevap aramamalıyız. Çünkü sonra insan kendini tasarımın orijinali üzerinde çalışırken aklına gelmeyecek sorulara acilen cevap ararken bulabiliyor. Şansımız varsa bu sorulara o anda doğru ve işi iyi noktaya taşıyacak cevapları bulabiliyoruz belki, ama tabii ki şans yani =) Grafik tasarım, endüstri tasarımı veya mühendislik bile olsa içinde yeni bir şey tasarlama süreci olan tüm çalışma süreçleri için ben böyle bir durum olduğunu düşünüyorum. Biz tasarımcılar daha tasarı aşamasındayken kendi kendimizle mücadele edip bu kadar acımasız ve disiplinli öz eleştiri yaparken işin bitmiş halinin mükemmelliğini ve doğruluğunu hedefliyoruz. Böyle anlatınca biraz yaptığımız işe aşık olmak manasına geliyormuş gibi algılansa da aslında çok basit: Tek amaç tüketicinin o tasarıma olan ihtiyacını en doğru ve eksiksiz şekilde karşılamak. Umarım her tasarımcı yaptığı her işte bu özenle çalışma özgürlüğüne hep sahip olur ve bu metodla ortaya çıkan tasarım ürünü tüketicinin problemini en doğru şekilde çözdüğü için beğeniyi hak eder. Tüketicinin beğeni seviyesini eleştirmiyorum tabii ki; ancak çoğunlukla yanlış tasarım ürünleri ve kirli, karmaşık görsel dünya içinde yaşayan bir toplum olarak, doğru ve eksiksiz üretilmiş bir tasarımla karşılaştığımızda,  bu yüzden onda bir eksik buluyor olabilir miyiz? =)

Rugbeer vending machine

Arjantin hiç kuşkusuz futbol sevgisinin çok güçlü olduğu ülkelerden biri. Ancak ülkenin kuzeyinde yer alan Salta Province bölgesinin yaşayanları için rugby tutkusu futbolun önüne geçiyor. Lokal bira markası Cerveza Salta da bölgenin bu özelliğinden y...

Devamını oku

Kapat

Rugbeer vending machine

Arjantin hiç kuşkusuz futbol sevgisinin çok güçlü olduğu ülkelerden biri. Ancak ülkenin kuzeyinde yer alan Salta Province bölgesinin yaşayanları için rugby tutkusu futbolun önüne geçiyor. Lokal bira markası Cerveza Salta da bölgenin bu özelliğinden yola çıkarak ilginç bir marka deneyimi yaratmış.  “Rugbeer” ismini verilen içecek makinesinden bir şişe Cerveza Salta alabilmek için parayı atmak yetmiyor, makineye rugby oyuncuları gibi omuz atmak da gerekiyor.  Coca - Cola’nın “Hug Machine”inin aykırı bir versiyonu olarak da nitelendirenler ve şiddet içeriği nedeniyle eleştirenler olsa da, fikir markaya yaramış. Rugbeer makinesi o kadar popüler olmuş ki, tüm bölgeyi dolaşmış ve yerleştirildiği tüm barlarda %25 satış artışı yaratmış.

Makyaj yaparken araba kullanmayın!

Yolda giderken, birçok kadın şoförün araba kullanırken makyaj yaptığını görüyoruz. Bu hareket hem kendi hayatlarını hem de başkalarının hayatını tehlikeye atıyor. Volkswagen, sosyal sorumluluk adına, makyaj yaparken araba kullanmanın doğurduğu sonuçl...

Devamını oku

Kapat

Makyaj yaparken araba kullanmayın!

Yolda giderken, birçok kadın şoförün araba kullanırken makyaj yaptığını görüyoruz. Bu hareket hem kendi hayatlarını hem de başkalarının hayatını tehlikeye atıyor. Volkswagen, sosyal sorumluluk adına, makyaj yaparken araba kullanmanın doğurduğu sonuçları çok çarpıcı ve beklenmeyen bir şekilde göstermiş. Senede 500.000 kazanın bu sebeple gerçekleştiğini gerçek verilere dayanarak kanıtlamış. «Makyaj yaparken araba kullanmayın» diyerek kadınların bu konuda ilgisini çekmeyi hedeflemişler. Filmin araba kullanma ile alakalı olmasına rağmen, filmde hiç araç gösterilmemesi ve herhangi bir branding yapılmaması da ilgi çekici.

Denk geldi işte...

Dediler ki “ajans halleri” diye bi başlığımız var ve ilk hafta sen yazacaksın, dedim ki “iş var lan, onla mı uğraşcaz bi de”, sonra dediler ki “hadi yaz işte tam sana denk gelmiş”, dedim ki “tamamauaoim!”. Düşündüm aklıma konu falan gelmiyor, halbuse...

Devamını oku

Kapat

Denk geldi işte...

Dediler ki “ajans halleri” diye bi başlığımız var ve ilk hafta sen yazacaksın, dedim ki “iş var lan, onla mı uğraşcaz bi de”, sonra dediler ki “hadi yaz işte tam sana denk gelmiş”, dedim ki “tamamauaoim!”. Düşündüm aklıma konu falan gelmiyor, halbuse 2004’ten beri bu ajansın bir çok haline şahitlik etmişim. De napcam onları mı yazcam? Geçen hafta 4 kişi yaptığımız menü sadece Ergin’e mal edildi onu yaziim dedim hatta demekle kalmadım yazmaya da başladım ama mânasız bi konu o da. Sonra dedim reklamcı insanız ajansta kediler falan var onlardan bahsediim “minnoş şöyle yaptı, böyle yaptı ayyy o kadar tatlıydı kiii” diye ama bunlar akşama kadar mal gibi yatıyo nesini yazcan... O sırada saate baktım 14:30 olmuştu ve Team Red’de Bediz için pasta kesilcekti acaba oraya mı gitsemdi... Pasta dediğim de boncuk diil Team Red’in geleneksel lezzetleri arasında yerini almış akışkan çikolatası, muhteşem krem patiserisi ve üstüne özenle serpiştirilmiş pudra şekeri tanecikleriyle efsanevi EKPA.... Yok ama bu hafta dikkat etmem gerekiyor biraz yediklerime. Nasıl dikkat edicem arkadaş devamlı birisinin doğumgünü, alkol-cips-kuruyemiş üçlüsü yeşillerde - eski Reklamevililerin bildiği şekliyle kırmızılarda – hazır kıta bekliyor devamlı. Zaten Perşembe de Kristal var orda yicez içcez, e Cuma da Ozan gidiyo... Ozan gidiyo!…… O zaman ajans halleri için aslında iki kelime yetermiş... Ozan gidiyo... 

İmaj sattırır mı?

Birçok marka yıllık planını hazırlarken, "bu yıl X tane imaj kampanyası yapıp marka imajımızı güçlendireceğiz, Y tane satış kampanyasıyla da fırsatımızı duyurup kısa vadede kar edeceğiz" diye bir ayrıma gider. Ama gelin görün ki, “yarı fiyatına”lar,...

Devamını oku

Kapat

İmaj sattırır mı?

Birçok marka yıllık planını hazırlarken, "bu yıl X tane imaj kampanyası yapıp marka imajımızı güçlendireceğiz, Y tane satış kampanyasıyla da fırsatımızı duyurup kısa vadede kar edeceğiz" diye bir ayrıma gider. Ama gelin görün ki, “yarı fiyatına”lar, “kontör hediye”liler çağında, ilk saniyeden promosyonu duyurduğunuzda tüketcinin kulağı size tıkanabilir ya da "hangi markaydı o indirimi olan?" diye tüm kategorinin fırsatları gözden geçirilebilir. Yani bu sefer fırsat sizde pişerken kazancı komşuya da düşebilir. Peki imaj ve satış ayrı dünyaların işleri olmak zorunda mıdır? Satış işleri de imaj gibi yaratıcılığıyla dikkat çekemez mi? Otomobil markalarının bu soruya yenilikçi bir cevabı var. İmaj filmi / ilanı tadındaki kancalarının ucuna indirim yemini takarak tüketicisinin dikkatini çekmeyi başaran iki iyi örnek cevap, biri Volkswagen’den biri Ford’dan geliyor.

Volkswagen Polo Princess: http://www.funnyplace.org/stream/volkswagen-polo-princess-20119/

Sokakların asi çocuğu, annesinin titiz yavrusu

Yurtdışında birkaç yıldır uygulanan bir graffiti tekniği var. Ne yazılmak çizilmek isteniyorsa eskisi gibi metal bir plaka hazırlanıyor. Ama bu sefer plakadaki boşlukların içi renklerle doldurulmuyor; tazyikli suyla temizleniyor. Bir nevi kamu hizmet...

Devamını oku

Kapat

Sokakların asi çocuğu, annesinin titiz yavrusu

Yurtdışında birkaç yıldır uygulanan bir graffiti tekniği var. Ne yazılmak çizilmek isteniyorsa eskisi gibi metal bir plaka hazırlanıyor. Ama bu sefer plakadaki boşlukların içi renklerle doldurulmuyor; tazyikli suyla temizleniyor. Bir nevi kamu hizmeti yani. Tekniğin doğumu bu sene olmasa da, ona olan ilgi Fransa gibi ülkelerde giderek büyüyor. Bizde de kirli sokak, duvar çok olduğundan...Gerisini hayal gücünüze bırakıyorum.

Green Works Reverse Graffiti Project: 

http://www.youtube.com/watch?v=YAM_ScT2kBU&feature=relmfu

Yaşar Usta

Bostancı’da bir fırının önünde minicik bir dondurma tezgahı. İlk bakışta alışageldiğimiz dondurmacılardan hiçbir farkı yok Yaşar Usta’nın. Ama sonra bir bakıyorsunuz önünde jeep’ler dizilmeye başlamış, giderek artan bir kalabalık. Nedir buranın alame...

Devamını oku

Kapat
Yaşar Usta

Yaşar Usta

Bostancı’da bir fırının önünde minicik bir dondurma tezgahı. İlk bakışta alışageldiğimiz dondurmacılardan hiçbir farkı yok Yaşar Usta’nın. Ama sonra bir bakıyorsunuz önünde jeep’ler dizilmeye başlamış, giderek artan bir kalabalık. Nedir buranın alametifarikası derken, çeşitlerin yazdığı tabelaları değiştiren iki kız görüyorsunuz. Yaşar Usta’nın kızları. Yabancı yok yani, baba hazırlıyor, kızlar sohbet ede ede satıyor dondurmaları. Bu nedenle kıyak yapmak serbest, bakıyorsunuz 1 top dondurma 1 çift gülen gözle hediye edilmiş size. Değişen tabelalarsa bu kalabalığın asıl sırrı. Burada gündüzle akşam farklı çeşitler var, çünkü Yaşar Usta hangi meyveyi taze aldıysa ondan az az hazırlıyor dondurmalarını, sadece 1 gün dolapta tutabileceği miktarda. Bir de sırrı var kimsenin çözemediği: Dondurmalarını süt kullanmadan hazırlıyor ve buna rağmen o kıvamı nasıl tutturduğu Coca-Cola’nın formülünden daha çok merak ediliyor. Kavunlu dondurma yanında rakı içebileceğiniz kadar kavun tadında, güllüsü anneannenizi hatırlatıyor. Ve ara ara tezgaha uğrayıp müşterileriyle sohbet eden Yaşar Usta, gözleri parıl parıl parlayarak bu işe olan tutkusunu anlatıyor. Aslında anlattıklarında her marka için onlarca ders gizli olan ustadan kendimiz için çıkardığımız birkaçını hemen paylaşalım:

Önlenemez bir merakın olsun:  Yaşar Usta gençliğinde atlamış tekneye, gitmiş İtalya’ya bu işi araştırmaya, hem de kaçak göçek. Hala Türkiye’deki her fuara gidip daha iyi makineleri bulmaya çalışıyor. “Ben oldum” demeden, bitmek bilmez bir merakla yenilikleri araştırıyor.

Yayılmacı değil, özünde büyük ol: Yaşar Usta’nın dondurmasını kimler kimler istemiş ama onun dondurmalarını sadece dört yerde var: Ayvalık, Bostancı, Levent, bir de Ara Cafe. Küçük tezgahının önündeki kuyruk tüm sokağı kaplıyor neredeyse. Kimisi bir çeşide takmış, gelip 1 kilo incirliden alıyor, kimisi her çeşitten denemek için bir daha bir daha sıraya giriyor. Talep bu kadar çokken Yaşar Usta daha da büyümeyi reddediyor, çünkü seri üretime geçerse dondurmaları önceden hazırlaması ve dolapta bekletmesi gerektiğini söylüyor. Bu da onun tazelik ve gerçek meyve tadı prensibine aykırı bir yöntem. Anlayacağınız Robert Bosch’un “İtibarımı kaybetmektense para kaybetmeyi tercih ederim.” sözü bu ustaların ustasında tekrar can buluyor.

Heyecanın daim, samimiyetin tam olsun: Onunki tutku işi. Kimseye emanet edemiyor, tam bir adanmışlıkla sarılıyor işine. Bu yüzden müşterilerden biri eline sağlık dedi mi, o koca adam çocuk gibi mutlu oluyor. Bir de Facebook hesabı açmış, her gelen güzel yorumda gözleri doluyor. Hem de sosyal medyayı birçok markadan daha anlamlı kullanıyor; o gün gelen çeşitleri duyuruyor, gelen yorumlarla da beslenip geliştiriyor kendini.

Müşterinin fikri seninle gerçekleşsin:  Sanmayın ki kışın tezgahı kapatınca o da çalışmayı durduruyor. Diyorum ya kendisinin önlenemez bir merakı var. Yaşar Usta kış boyu, küçük atölyesinde yeni tatlar peşinde koşturup duruyor.

Daraltılmış marka deneyimi

Seçtiğin hedef kitleye, ama sadece onlara özel, bir marka deneyimini nasıl yaşatırsın?Bunun en güzel örneklerinden biri Jell-O yetişkinlere özel numune makinesi.Ürüne ulaşabilmek için iki aşamadan geçmek gerekiyor. “Yetişkin misin?” sorusuna doğru ce...

Devamını oku

Kapat

Daraltılmış marka deneyimi

Seçtiğin hedef kitleye, ama sadece onlara özel, bir marka deneyimini nasıl yaşatırsın?

Bunun en güzel örneklerinden biri Jell-O yetişkinlere özel numune makinesi.

Ürüne ulaşabilmek için iki aşamadan geçmek gerekiyor. “Yetişkin misin?” sorusuna doğru cevap vermek ve makinenin içindeki sensörlerle yapılan yaş testini geçmek. Böylece, "sadece yetişkinler için" mesajını yaratıcı ve hatırlanır bir şekilde deneyimletmiş oluyor.

Yalan Dünya & Orçun

Yalan Dünya dizisi yayına girmesiyle beraber yeni yıldızlar yaratmaya da başladı. İlk bölümden itibaren en çok dikkat çeken, en çok konuşulan isimse “Orçun” karakterini canlandıran Bartu Küçükçağlayan oldu. Hani “Binbir Gece” dizisinden, ona Altın...

Devamını oku

Kapat
orcun

Yalan Dünya & Orçun

Yalan Dünya dizisi yayına girmesiyle beraber yeni yıldızlar yaratmaya da başladı.

İlk bölümden itibaren en çok dikkat çeken, en çok konuşulan isimse “Orçun” karakterini canlandıran Bartu Küçükçağlayan oldu.

Hani “Binbir Gece” dizisinden, ona Altın Portakal’da en iyi erkek oyuncu ödülünü getiren “Çoğunluk” filminden gözümüzün ısırdığı ya da “Büyük Ev Ablukada” grubundan kulaklarımızın tanıdığı Bartu.

Bu dizideki hafif depresif ergen, özünde keyif adamı, çalışmaktan ve okumaktan açık açık haz etmeyen, “baba ben neden böyle hayırsız oldum?” ya da “siz en iyisi beni yurtdışına okumaya gönderin, ancak öyle adam olurum

Anti drug timeline

Facebook’ta "timeline" daha yeni yeni kullanılmaya başlansa da, reklamcılar tarafından hemen kullanıldı. Uyuşturucunun hayatımızda ne gibi değişikler getirdiğini anlatmayı amaçlayan kampanyada Adam Barak adında bir profil yaratılmış. Profilin sağ tar...

Devamını oku

Kapat
drug-timeline

Anti drug timeline

Facebook’ta "timeline" daha yeni yeni kullanılmaya başlansa da, reklamcılar tarafından hemen kullanıldı. Uyuşturucunun hayatımızda ne gibi değişikler getirdiğini anlatmayı amaçlayan kampanyada Adam Barak adında bir profil yaratılmış. Profilin sağ tarafı uyuşturucusuz hayatının, sol tarafı da uyuşturuculu hayatının timeline’ını gösterecek şekilde tasarlanmış. Facebook’un kendi doğası içinde mesajını çarpıcı bir şekilde veren bir kampanya.

güncel

Basketbol

Danette

Basketbol

Detay
Son Model Kasko

Liberty

Son Model Kasko

Detay
Spor Salonu

Zizigo

Spor Salonu

Detay